Doğal güzellikleri ve binlerce yıllık tarihi geçmişe sahip Muğla, deniz ve güneşinin yanı sıra su sporlarıyla da yerli ve yabancı turistlere güzel bir tatil imkanı sunuyor.

Milas – Bodrum veya Dalaman Havalimanı’ndan indikten sonra kara yoluyla ulaşılabilecek yayla konumundaki Kavaklıdere ilçesi, yemyeşil bitki örtüsü, doğal su kaynakları ve manzarasıyla yayla turizmi için ideal bir yer. Aydın-Muğla kara yolundan Yatağan yakınlarındaki Kavaklıdere’ye sapıldığında, Derebağ köyündeki Karia ve Roma dönemlerine ait amfitiyatro ve heykellerin bulunduğu Hyllarima Antik Kenti’ni ve Sarıyayla köyündeki tiyatro, sunaklar ve mezarların bulunduğu antik yerler gezilebilir. Ege adalarından gelerek Ionya’nın güney kıyılarına yerleşen Dorlar tarafından kurulan Datça, çok eski bir tarihe sahip. Şehirde Apollon ve Venüs adına yapılmış çeşitli mabetler, büyük tiyatro, oyun ve toplantı yerleri bulunmakta. Nem oranı az havası ve şifalı sularıyla Datça, mutlaka ziyaret edilmesi gereken bir yer. Muğla-Aydın kara yolunun 26. kilometresinde yer alan Yatağan, Stratonikeia, Laotna ve Panarama antik kalıntıları ile tanınıyor. Kentte, Athena heykeli ve bir yönetim binası bulunmakta.

Harita

Nereyegitmeli.net - Muğla Koy Haritası

Muğla Koyları

Katrancı Koyu

Tam bir kamp alanı olan Katrancı Koyu Muğla’nın Fethiye ilçesine sadece 16 kilometre uzaklıktadır.

fethiye_katranci_koyu

fethiye_katranci_koyu

Yaz ayları boyunca Fethiye’den bu koya ulaşmak için araçlar kalkmaktadır; zor bir ulaşımı yoktur.

Nem oranı düşük olan Katrancı Koyu, yazın sıcağında ılık esen rüzgarıyla sizi kesinlikle bunaltmayacaktır. Cırcır böceklerinin mırıltısı eşliğinde kamp yapacağınız bu nokta doğasıyla ve berrak deniziyle gönlünüzü fethedecek. Huzur, sessizlik, kalabalıktan uzak bir kutu gibi… İçine giren çıkmak istemez, çıkanın aklında kalır Katrancı Koyu. Başkalarından dinlenemeyecek, gidip yaşanacak bir yerdir. Bu arada Katrancı Koyu’yken Fethiye Kalesi’ni de ziyaret etmeyi unutmayın. Manzarası sizi kesinlikle büyüleyecektir.

Harita

Aspat Koyu

Önemli bir tatil bölgesi olan Bodrum; koylarıyla, plajlarıyla ve tarihi güzellikleriyle turistlerin oldukça yoğun ilgisini görmektedir.

Muğla Bodrum’da bulunan Aspat Koyu, antik çağlardan beri özelliklerini korumaktadır ve “’saban

Aspat Koyu - Muğla

Aspat Koyu – Muğla

sürmek için uygun değil”’ anlamına gelen Aspandas kelimesinin kısaltılmışıdır.

Aspat Koyu Evliya Çelebi’nin Seyahatname isimli eserinde de geçmektedir ve aynı zamanda Bodrum’un bir halk türküsü olan Çökertme’de buranın adı geçer. Üzerinde Venedik Kalesi bulunmaktadır ve manzarası oldukça büyüleyicidir. Turkuaz renkli denizine her baktığınızda sizi davet edecek sularına. Kendinizi sıcak bir dostun kollarına bırakır gibi yüzerken her şey uçup gidecek aklınızdan.

Günlüklü Koyu

Fethiye ve Göcek’in ortak güzelliği olan Günlüklü Koyu, büyülü atmosferiyle ve 500 metrelik sahiliyle keyifli bir tatil olanağı sunuyor.

İnce kumunda yürüyüp denize doğru ilerlediğinizde, serinletici suyunu hissedeceksiniz ve o anda denizin 10 metre ilerisine kadar derinleşmediğini fark

Günlüklü Koyu

Günlüklü Koyu

edeceksiniz.

200 bin metrekareye yayılan Günlüklü Koyu, Göcek’e sadece 15 kilometre uzaklıktadır.

Burada bulunan otellerde konaklarken çevre gezintisine çıkıp yeni yerler keşfedebilirsiniz. Karşılaşacağınız tabiatın güzelliği hayranlığınızı kazanacak.

Hisarönü Koyu

Begonvillerle süslenmiş, Japon güllerinin güzelliğine katkıda bulunduğu Hisarönü Koyu, Marmaris’ten 20 kilometre uzakta olup cazip havası eşliğinde tatilcilere hizmet sunmaya devam ediyor.

Arkanızda çam ormanlarının desteğini hissederken, önünüzdeki kumsallar sizi tertemiz bir denize götürme çabasında olacak.

Yaz aylarının o bunaltıcı sıcaklarını bu koyda fazla hissetmezsiniz; çünkü sürekli bir esinti dolaştırır

turkiye-nin-en-iyi-10-plaji-plaj-the-guardian-1189732

Hisarönü Koyu

havasında. 700-800 metrelik kumsalın kızıllığı pek rastlanılır türden değil. Üstelik bu tatil bölgesi, temiz ve nemsiz havaya sahip olduğu için astım ve kalp rahatsızlığı olanlara iyi geldiğine inanılıyor. Hisarönü Koyu, trekking, kampçılık alternatifleriyle eğlenceli ve hareketli vakitler geçirmenizi de sağlayacak. Hiç beklemeden bu koyu ziyaret edin. Size katacak çok şeyi var.

Bördübet Koyu

Çam ormanlarının derinliklerine doğru sıradan bir yolculuk yaparken karşınıza Bördübet Koyu çıktığında, birden cennetin yolunu bulduğunuzu düşüneceksiniz.

Marmaris tatilinizde karşılaşacağınız bu koya hayran kalacaksınız ve zamanınızı çoğunu burada geçirmek isteyeceksiniz.

Bördübet Koyu - Muğla

Bördübet Koyu – Muğla

Yörenin yerlilerine göre zamanında bu koya saklanan İngiliz askerleri bu bölgenin kuşlarının fazlalığını ve çeşitli güzellikleri karşısında bird the bed ismini vermişlerdir. Bir kilometrelik bir kıyıya sahip olan Bördübet Koyu, sessizliğin anavatanı gibidir. Burada yörenin insanlarından başka birilerini görmeniz zordur. Bakir kalmış bu koyda tatil yapmak, hayatınızdaki birçok karmaşadan sıyrılıp sadece kendinizi dinlemek demektir.

Kumlubük Koyu

Muğla Marmaris’e 4 kilometre olan Kumlubük Koyu, doğanın içinde göz kırparak sizi davet ediyor tatile.

Harika bir coğrafyaya ekstra bir güzellik veren bu koy, günümüze kadar bakir kalmayı başarmıştır. Aynı zamanda kum plajıyla ve temiz deniziyle birçok aktiviteyi sunmaktadır.

Jet-ski, banana, ve ringa yaparak burada değişik ve yeni deneyeceğiniz heyecanlar yaşayabilirsiniz. Eğer Marmaris’te tatil yapıyorsanız; Marmaris’ten kalkan gezi tekneleriyle Kumlubük Koyu’na gelebilir ve bu eşsiz güzelliğe yakından şahit olabilirsiniz. Kumlubük Koyu’nu gördüğünüz an birkaç gününüzü burada geçirmek isteyeceksiniz. Eğer yeni yerler, yeni koylar keşfetmeye bayılıyorsanız Kumlubük Koyu sizi fetheden koylardan biri olacak.

 

Küfre Koyu

Denizciler için doğal bir liman konumunda olan Küfre Koyu, mavi tur teknelerinin kesinlikle uğramadan edemediği bir koydur.

Yedi Adalar’da iseniz yolunuzun sonunda bu eşsiz koy sizi karşılayacaktır. Gördüğünüz manzara karşısında sizi şaşkına uğratacak güzellikler var.

Özellikle güneşin batışını Küfre Koyu’ndan izlemek görsel bir şov…

Güneş sanki denizin derinliklerine iniyormuş gibi. Denize girebileceğiniz bu koyda harika vakitler geçirebilme şansınız var. Hoş manzarası karşısında sizi fethedecek olan Küfre Koyu Muğla’nın Akyaka Gökova’da saklandığı yerde sizi bekliyor.

Kargı Koyu

Kargı Koyu, Datça’da, merkeze takribi 5-10 dakika mesafede denize girmek güneşlenmek için muhteşem bir koy. İlk gördüğünüzde, tepeden aşağı doğru inerken yüzünüze yansıyan turkuaza yakın rengi gerçekten ruhunuz okşayacak.

Çok keyif alacağınız bir cafe işletiliyor orada. Şezlong, şemsiye temin edebilir, uygun rakamlara karnınızı doyurabilirsiniz. Bir de limonatasını tavsiye ederim. Talep ettiğiniz anda yapılıyor ve taze nane ile tatlandırılıyor.

Kargı Koyu görülmesi, keşfedilmesi gereken memleket güzelliklerimizden birisi.

Kabak Koyu

Kabak Koyu, tamamıyla bakir doğası ve eşsiz konumuyla hem yerli hem de yabancı turistleri şaşırtan, bir görenin bir daha unutamadığı, dünyaya hediye edilmiş bir cennet parçası olarak belleklerdeki yerini almıştır.

Dik yamaçlardan aşağıya yürüyerek ya da cip/traktör gibi araçlarla ulaşılabilen Kabak Vadisi’nin Türkiye’de pek benzeri olmayan bitki örtüsü zenginliği, vadinin “buzul çağındaki” buzlanmadan etkilenmeden bugünlere gelebilmesine bağlanıyor.

Kabak Koyu -Muğla

Kabak Koyu -Muğla

Vadinin en tepesinde yer alan Faralya Köyü’nden ya da vadinin bir parçası olan antik Likya Yolunda yapılan doğa yürüyüşleri esnasında zirvelerden bakıldığında; koyun, açık denizin girişinde genişleyen, kıyıya yaklaşırken daralan haliyle aynen bir su kabağına benzediği açıkça görülebiliyor.

Kabak Koyu, şehir yaşamının karmaşasından, görüntü ve ses kirliliğinden uzaklaşmak, doğaya yakın olmak isteyenler için mükemmel bir inziva ortamı sunar. Bu inzivayı denemek isteyenlere de lüksü aratmayan bir özenle hizmet veren bir tatil, bir dinlenme bölgesidir. Hem dokunulmamış güzelliği hem de tarihsel özellikleriyle dünyanın en özel birkaç bölgesi arasında adı geçen Kabak Koyu’nu her yıl yerli yabancı yüzlerce kişi ziyaret ediyor. Fethiye’den başlayarak Antalya’da son bulan antik Likya Yolu’nu yürümek ve yol üzerinde konaklamak isteyenler için de vazgeçilmez bir uğrak noktası. Vadide antik yola ait kırmızı beyaz çizgilerle birlikte, binlerce yıllık antik taşlarla örülü Likya mezarlığını, yüzlerce kelebek ve kuş çeşidine bir yuva olan Aladere Şelalesi’ni, nadir görülen hayvan ile bitki türlerini görmek mümkün. İçinde derin bir çeşitlilik barındıran vadi, gene tamamen bakir, gri – beyaz kumun hakim olduğu bir kumsala açılarak insanın aklına Robinson Crusoe hikayelerini getiriyor. Denizden yüzerek yirmi, yirmi beş dakikada ulaşabileceğiniz mağara ise dalıştan veya doğayı keşfetmekten hoşlananlar için muhteşem bir sürpriz oluşturuyor. Meraklıları, mağaranın alt tarafındaki güneşin yansımasıyla parlayan delikten dalarak yüzüp, dışarı çıkabiliyorlar.

Dünya gezginlerince “Dünyanın en güzel ilk beş yerinden biri” olarak anılan Kabak Vadisi’nde kurulan kampların çoğunun sahip ve işletmecileri büyük şehir yaşamından vazgeçerek hayatlarını daha sağlıklı ve alternatif bir şekilde yaşamak isteyen eğitimli, kültürlü kişilerden oluşuyor.

Kamp alanlarına cip ya da traktör ile ulaşmak için kamplarla önceden bağlantıya geçilmesi tavsiye ediliyor.

Saklıkent Kanyonu

Muğla ili Fethiye ilçesinde, körfezin doğusundaki Saklıkent Kanyonu, Eşen Çayı vadisinin kuzey-güney yönünde Akdeniz’e kadar uzanan bir çöküntü alanıdır. Kanyonun doğusunda Eşen Çayı ile aynı yönde uzanan 3024 m. yüksekliğinde Akdağ bulunmaktadır. Bu dağın batı etekleri kırık hatlarla (fay) kesilmiştir. Bu büyük kırıklar 2000 m. üzerinde kalınlığı olan Akdağ kireç taşlarını parçalayarak Saklıkent Kanyonunu meydana getirmiştir. Bu kütleler Kayadibi Köyü yakınlarında yaklaşık 400-500 m. yükseklikte ve kilometrelerce uzunlukta dik bir duvar görünümünde uzanmaktadır. Kanyonun içerisinde Eşen Çayı’nın kollarından Karaçay akmaktadır.

Karaçay kanyonunu 1988 yılında ilk bulan ve isimlendiren Kayadibi Köyü’nde yaşayan bir kişidir.

Muğla ile Antalya illeri arasındaki doğal sınırı oluşturan Saklıkent kanyonu Fethiye’ye 60 km. uzaklıktadır. Günümüzde turizme açılmış olup, yurt içi ve yurt dışında kısa sürede ün yapmıştır. Kanyona sol yamaçtaki kayalara açılan deliklere bağlanmış tahta bir iskeleden yürünerek girilmektedir. Yaklaşık 100 m. uzunluğundaki iskelenin bitiminde büyük gürültü ile akan suyun soğuk esintisi ile karşılaşılmaktadır. Bu bölüm kanyonun 50-60 m. genişliğinde en geniş bölümüdür. Bunun ilerisinde vadi tabanından 2-3 m. yükseklikte incir ağaçları ile kaplı bir alana gelinmektedir. Düzlüğün arkasında ise yamaçlardan küçük çağlayanlar halinde sular akmaktadır. Kanyonun yamaçlarında birbirlerinden farklı yüksekliklerde yirmiye yakın irili ufaklı mağara bulunmaktadır. Bu mağaralarda sağ yamaçtaki büyük mağara 150. m uzunluğunda dar bir galeri şeklindedir. Sol yamaçtaki bir mağaradan 50 m uzunluğunda dar bir galeriye girilmektedir.

Kanyondaki bütün mağara ağızlarında yoğunlaşan kırık ve çatlaklar görülmektedir. Bunun da nedeni karstik yeraltı su sisteminin bu tür oluşumlarda kolayca gelişmesindendir.

Saklıkent Kanyonu 9 km. uzunluğunda olup, ağız kesiminde, birbirine yakın çıkışlar yapan kaynak uları, kanyonun ağzında ırmak oluşturacak büyüklüğe ulaşmaktadır. Kanyonun kireçtaşından oluşan yüzeyleri ve tabanı cilalanmış gibi kaygan yüzeyler oluşturmaktadır. Günümüzde trekking ve yürüyüş sporunun yapıldığı kanyonun 2-3 km sonrası güçleşen koşullar nedeniyle hem zor hem de tehlikelidir. Kaya düşmesi ve ani sağanak yağmurlar derenin kabarmasına yol açmaktadır.

Yörede Likya, Roma ve Bizans dönemlerine ait çok sayıda yerleşim yerine rastlanmıştır. Bunların en önemlisi de antik Tlos kentidir.

Muğla Antik Kentleri

Letoon Antik Kenti

Harita

Konumu
Fethiye – Kaş karayolunun 65 kilometresinde Kumluova Köyü yakınında bulunmaktadır. Letoon, Xanthos kentinin

letoon-antik-kent

Letoon Antik Kenti – Muğla

karşısında Esen Çayi`nin sag tarafinda Bozoluk denilen yerde Apollon veArtemis`in annesi Likyalilann Ana Tanrıçası Leto onuruna kurulmuş ufak bir yerleşim yeridir.

Letoon Likya yolunun uğrak yerlerinden birisi olan hala ayakta kalmayı başarmış antik tiyatrosu ve ören yeriyle önemli bir tarihi miraslarımızdandır.adına kurulmuş bir şehirdir.

Şair Ovidius’un anlattığı bir öyküye göre Letoon’a adı, efsanelerden gelir. Tanrılar tanrısı Zeus, Titanlardan Kios ile Phoibe’nin, güzel saçlı kızı Leto’ya gönlünü kaptırır. Diğer sevdikleri gibiLeto’ya sahip olur ve Leto hamile kalır. Çapkın Zeus’un kıskanç karısı Tanrıça Hera Leto’yu adım adım takip ettirerek onun Zeus’tan olacak ikiz çocuklarını da doğurmasına mani olmaya çalışır.Zeus’un kıskanç karısından korkan Leto kaçar Anadolu’daki Lykia’ya kaçar ve Hera’dan kurtulur. Çocukları Artemis ve Apollon’u Delos Adası’nda doğurduğu söylenirse de bir efsaneye göre Apollon’u Patara’da doğurduğu kabul edilmektedir.

Yolda karşılaştığı kurtlar ona Xanthos Nehri’ne kadar kılavuzluk eder. Leto minnettarlık içinde nehri Apollon’a adar ve o zamana kadar “Termilles” adıyla bilinen yere Yunanca kurt anlamına gelen, “lykos” sözcüğünden türetilmiş olan “Lykia” adını verir.

Apollon kültü Yunanistan’da yayılınca birçok yerler tanrıya beşik olma şerefini elde etmek için efsaneler üretmişlerdir. Delos da işte böyle bir efsane ile ilgilidir. Güneş Tanrısı Apollon’un ışık ülkesi olan Lykialı olmasından tabii ne olabilir. Üstelik onun bir ismi de Lykialıdır.

Artemis Anadolu’nun ana tanrıçası Kybele’nin bir devamı olup onun bu çağlardaki ismidir. Efes’te bereketi simgeleyen Artemis heykeli bunu açıkça ispatlamaktadır. Bu tanrıların annesi Leto’nun da Anadolulu olduğu ve Kybele ile bütünleştiği kabul edilir.

Başka bir efsaneye göre de Xanthos nehri Leto’nun acılarını ve susuzluğunu gidermek için ortaya çıkar.

Leto kültü Güney Anadolu’nun batı kıyılarında çok yaygındır. Halikarnas Balıkçısı’na göre Yunan tanrılarının çoğu Anadolu kökenlidir. Leto’nun Kibele ile olan benzerliği; Halikarnas, Knidos, Frigya, Karia ve KiLykia’da farklı Leto kültlerinin bulunması Leto’nun da Anadolu kökenli bir tanrıça olabileceğini düşündürür. Zaten, Homeros’un şiirlerinde de Leto’dan fazla bahsedilmez; sadece Hera’nın rahibelerinden birisi olarak geçer.

Euromos Antik Kenti 

Harita

Milas Ilçe merkezine 10 km mesafede Izmir karayolu üzerinde yer alan Euromos, antik çagda Mylasa’dan sonra

Euromos Antik Kenti - Muğla

Euromos Antik Kenti – Muğla

yörenin en önemli kentiydi, Kentin adi M.Ö.5. yüzyilda “Kyramos” ya da “Hyramos” biçiminde karsimiza çikiyor. Yunanca’da “Güçlü” anlamina gelen Euromos, Mausolos’un Hellenlestirme politikasi sonucu kullanilmaya baslanmis olmalidir. Bir yazittan ögrendigimize göre Euromos’un, kuzey komsusu Herakleia ile arasi açilmisti. Bunun nedeni Herakleialilar’in Euromos topraklarini yagma edip kutsal ve özel mallari götürmeleriydi. Yagmadan etkilenen bir Euromoslu’nun basvurdugu Mylasa yetkilileri Herakleia’ya gönderdikleri elçi ile sorunu çözümlediler.

Kent kalintilari çok yipranmis olmalarina karsin, Asya’nin en iyi korunmus yarim düzine tapinagindan biri de Euromos’ daki Zeus Tapinagi’dir. M.S. 2. yüzyildan kalma yapi cephelerinde 6, yanlarinda 9 sütunlu ve Korinth düzeninde yapilmistir. Yapinin kuzey kenarindaki üç sütun ile güney bati kösesindeki sütunun yivsiz olusundan süsleme isinin yarida birakildigi anlasiliyor.

Kuzeye ve batiya bakan yüzlerdeki sütunlarin tümünde adak yazit tasiyan panolar vardir. Sütunlardan besi fizikçi ve kamu görevlisi Menekrates ile kizi Tryphania, yedisi de Leo Quintos adli bir baska kamu görevlisi tarafindan sunulmustur.

Büyük ama oldukça kötü durumdaki tiyatro ovanin hemen üzerindeki yamacin girintisi içinde yer almaktadir. Görülebilen bes oturma sirasinin kuzey kesimleri iyi korunmustur. Düz bir alan üzerindeki agorayi çevreleyen stoanin birkaç sütunu görülebilir durumdadir. Daha batida bir baska stoa daha vardir. Bu stoanin sütunlarindan birinde Kallisthenes adli kisinin kente yaptigi parasal yardim ve Iasos’un yandasligi üzerine bilgi veren uzun bir yazit yer almaktadir. Zeus Tapinagi ve çevresinde 1970’li yillarda Prof.Dr.Ümit SERDAROGLU tarafindan kazi ve restorasyon çalismalari yapilmis ancak daha sonraki yillarda bu çalismalar yarim kalmistir.

Patara Antik Kenti

Harita

Patara Antik Kenti - Muğla

Patara Antik Kenti – Muğla

Patara antik kenti Fethiye – Kalkan arasındaki bereketli Xanthos vadisinin güneybatı ucunda yer alır. Ana yoldan Gelemiş yoluna sapıldığında 5 km.lik yol bizi Patara harabelerine götürür. Son yapılan kazılarda M.Ö. VII. yüzyıla ait seramiklerin ve paraların bulunması Patara’nın tarihini daha eskilere götürmemize sebep olmaktadır.

Apollon tanrının doğduğu yer olarak bilinen Patara, Lykia’nın en önemli ve en eski şehirlerinden birisidir. Hitit Kralı IV. Tudhaliya (M.Ö. 1250 – 1220) Lukka seferi sırasında “Patar Dağı’nın karşısında adaklar ve armağanlar yaptım, steller diktim, kutsal mekanlar inşa ettim” demiştir. Bundan da anlıyoruz ki Hitit Çağı’nda Patara, Patar adıyla vardı. Patara, Xanthos vadisinde denize açılabilecek tek yer olması nedeniyle tarih boyunca önemli kent olma özelliğini her çağda devam ettirmiştir. Yeni kazılar onun eski tarihini de ortaya çıkarması bakımından çok önemlidir. O nedenle şimdilik şehrin tarihini M.Ö. VI. ve V. yüzyıla kadar çıkarabiliyoruz. İskender’e kapılarını açarak yıkılmaktan kurtulan şehir, İskender’in ölümüyle M.Ö. 315’te Antigonos’un ve M.Ö. 304’te Demetrios’un işgalinden kurtulamamıştır. Daha sonra Mısır’daki Ptolemiaios, Philadelphos’un eline geçmiş, Mısar kralları döneminde ismi bir müddet Arsinoe olmuşsa da bu isim daha sonraları benimsenmemiş, Patara M.Ö. 190 yılında III. Antiokhos tarafından zapdetilmiştir. Livius’un M.Ö. II. yüzyıla girerken yaşanan büyük Antiokhos dönemi olayları ile bağlantılı olarak Patara için söylediği “Caput gentis” deyimi, yani soyun başkenti deyişi onu diğer kentlerin en başına yüceltir.

Lykia Birliği içindeki Pınar’a, Xanthos, Olympos ve Myra gibi Patara da üç oy hakkına sahipti. Birlik toplantıları çoğu kez birliğin limanı durumunda olan Patara’da yapılmakta idi. Roma egemeliğine geçtikten sonra da önemini yitirmeyen Patara, Roma valiliklerinin adli işlerini gördüğü bir merkez oluşu yanında Roma’nın doğu eyaletleriyle bağlantısını kurduğu bir deniz üssü olarak da önemini korumuştur. Patara aynı zamanda Anadolu’dan Roma’ya nakledilen tahılların depolandığı ve saklındığı bir limandı. Onun için İmparator Hadrian zamanında Andriake de olduğu gibi burada da büyük bir hububat ambarı yapılmıştır. Roma İmparatoru Hadrian karısı Sabine ile Patara’ya gelmiş, bir müddet burada dinlenmiştir. Roma İmparotorluk çağında Lykia ve pamphylia eyaletinin başkenti olan Patara, Apollon’un önemli bir kehanet merkezi olarak da ün yapmıştır. Eski yazarlar kışın burada, yazın Delos’ta kehanette bulunulduğunu kaydederler. Şehir Bizans döneminde de önemini devam ettirmiş, Hristiyanlar için önemli bir merkez olmuştur. Zira “Noel Baba” diye anılan Saint Nicholaos, Pataralıdır. Ayrıca St. Paul Roma’ya gitmek için Patara’dan gemiye binmiştir. Böylece Erken Hristiyanlık döneminde bir Piskoposluk merkezi olmuştur. İmparator Konstantin’in başkanlık ettiği M.S. 325’teki Nikaia konsülünde Lykia’nın tek imza yetkilisi din adamı Eudemos’un Patara Piskoposu oluşu kentin bu devinde gözde oluşunun kanıtıdır. Ne yazık ki bundan sonra Patara’da şansızlıklar başlamış, tanrılar ve kutsalkişiler buraya yüz çevirmiş gibi 1600 m uzunluğunda ve 400 m genişliğindeki liman kumlarla dolmuştur. Böylece gemiler yanaşamamış, bu da Patara’nın yavaş yavaş önemini yitirmesine sebep olmuştur. Günden güne kumlarla örtülen Patara kumların altında uyuyan güzel olarak günümüze kadar gelmiştir.

Telmessos Antik Kenti

Harita

Muğla Fethiye’nin ilk yerleşim yeri olma özelliği taşıyan Telmessos Antik Kenti’nin ismi söylentilere göre Apollon’un oğlu

Telmessos Antik Kenti

Telmessos Antik Kenti

Telmessos’tan almıştır.

M.Ö. 3000’li yıllara dayanan antik kent, dönem dönem depremler geçirmiş olmasından dolayı çok fazla kalıntı bırakamamıştır.

Yine de günümüze kadar gelen kaya mezarlar ve lahit mezarları çoğu insan tarafından oldukça ilgi görmektedir. Denizin ve güneşin bol bol tadını çıkarırken kendinize gezi programı ayarladığınızda Telmessos Antik Kenti’ni de muhakkak ekleyin. Kesinlikle pişman olmayacaksınız ve kesinlikle eğlencenin yanı sıra bilgi dolu vakitler geçireceksiniz.

Tlos Antik Kenti

Harita

Bir Likya Kenti olan Tlos Antik Kenti, mitolojide adı geçen kanatlı Pegasus atının sahibi olan Bellaforonte’nin yaşadığı yer olarak bilinir.

Mitolojik izler taşıyan antik kenti, Likya’daki en eski yerleşim yeridir. M.Ö. 2000’lerin öncesine dayanmaktadır.

Tlos Antik Kenti - Muğla

Tlos Antik Kenti – Muğla

Muğla’nın Fethiye ilçesine bağlıdır ve kentten kalan birkaç oturma sırası, tiyatro, Roma devri surları, yazıtlı mezarlar, agora kalıntıları ve kilise kalıntılarıdır. Özellikle Bizans döneminde adından sık sık bahsedilmiş olan Tlos Antik Kenti, ilginç kalıntılarıyla ziyaretçi çekmektedir. Bir tatil bölgesinde konumlanmasından dolayı, özellikle tatiliniz sırasında bu antik kenti rahatlıkla gezebilir ve keşfedebilirsiniz. Fethiye’den sadece 25 kilometre uzaklıkta olan Tlos Antik Kenti, oldukça sağlam kalıntılarıyla ziyaretinizi bekliyor. Burada bulunan Likya Yolu’da keşfedeceğiniz yerler arasında. Muğla’ya kolaylıkla gidebilmek için Milas Bodrum Havalimanı’nı tercih edebilirsiniz.

İasos Antik Kenti

Harita

Bodrum Milas’a 28 kilometrelik bir mesafede olan İasos Antik Kenti, bir yarımadada kurulmuştur ve küçük bir yerleşim alanı olarak kullanılmıştır tarihte. Bafa Gölüçevresinde bulanan kent, M’ilen zamanında Argos’tan gelen bir topluluk tarafından kurulduğu sırada bir adaymış. Buraya dolan alüvyonlar sebebiyle bir yarımada halini almıştır.

İasos Antik Kenti

İasos Antik Kenti

M.Ö. 3 binli yıllara dayan bir geçmişi olan İasos Antik Kenti, önemli kalıntılarını bulunduğu yarımadanın üzerindedir. Yarımadanın dışında olan su kemerleri, balık pazarı ve büyük suru da tarihi kalıntılar arasındadır. Agorasıyla, limanıyla, tiyatrosuyla ve balık pazarıyla yapboz parçalarının tamamlandığı antik kenti tarihinin her yapısında farklı hikayeler de saklıyor.

Bir hikayesine göre o dönemlerde bir müzisyen İasos’u ziyaret eder ve burada İasos için bir resital verir. Resital sırasında balık pazarının açıldığını haber veren bir çan çalmaya başlar. Orada resitali dinleyen kalabalık kulaklarını kapatarak dışarıya çıkmışlar. Aralarında sadece yaşlı bir adam resitali sonuna kadar dinlemiş. Müzisyen yaşlı adamın yanına gelerek, “’Bana verdiğiniz onurdan ve sanatıma gösterdiğiniz saygıdan dolayı size teşekkür etmeliyim efendim; çünkü çanın sesini duyunca herkes aceleyle gitti.”’ demiş. Yaşlı adam birden ,”’ nee, çanın çaldığını mı söylediniz?”’ deyince, “’evet neden?”’ diye sormuş müzisyen. Bu sorunun karşılığında yaşlı adam, “’o zaman müsaadenizle”’ diyerek bulunduğu yeri terk etmiş.

Daha bunun gibi birçok hikayesi vardır İasos Antik Kenti’nin. Dinlemek isteyen herkese anlatmak için hala ayakta. Özellikle bir tatil bölgesine yakın olmasına rağmen pek bilinmez bu antik kent. İlk keşfedenlerden biri siz olabilirsiniz.

Knidos Antik Kenti

Harita

Datça tarihi çok eskileri dayanıyor. Datça’da M.Ö. 2000’li yıllara ait kalıntılar var. Datça Yarımadası’nda yaşayan ilk

Datca-Knidos Antik Kent

Datca-Knidos Antik Kent

topluluk Karyalılar ve en parlak dönemini yaşayan Dorlar. Zaten şu an antik kent olan Knidos’ta Dorlar zamanında kurulmuş. Tekne turlarının hemen tamamı buraya gezi düzenliyor.

Knidos Antik Kenti’nde görülmeye değer çokça kalıntı var.

Ünlü matematisyen, filozof  Eudoxus, en iyi Çıplak Afrodit Heykeli’ni yapan heykeltıraş olarak kabul edilen Praxiteles, Skopas, Bryaxis, Mısır’da bulunan Alexandria Feneri’nin mimarı Sostrates, Knidos şehrinde yaşamış. Afrodit heykelinin kaidesi, 8.000 kişilik antik tiyatro, güneş saati, Demeter Mabedi, vaktinde 80.000 nüfusun yaşadığı Knidos Antik Kenti’nde yer alan kalıntılar arasında.

 

 

 Domuz Çukuru

 Datça’nın yanı başında her şeyden uzak bir koy. Karayolu yok. Elektrik jeneratörden, su kuyudan geliyor.Vericilerin yetersiz olması nedeniyle radyo dinleyemez, televizyon seyredemezsiniz. Gazeteler sipariş üzerine ulaşır. Datçaya bağlı Domuz Çukurundayken medeniyetten bu kadar uzaktasınız işte.! Bütün bunlara karşılık berrak sularda yüzmenin, dalmanın, çam ormanlarının ferahlık veren mis kokusunu soluyacak, yabanıl doğanın huzur veren sessizliğinde kendinizi bulacak, hayatınız boyunca unutamayacağınız konforlu, modern bir Robinson hayatı yaşayacaksınız.

Domuz Çukuru - Datça - Muğla

Domuz Çukuru

Yüksek tepelerden başlayıp aşağılara kadar serpilmiş tarihi kalıntılar, koyun eski bir Rum Köyü olduğu konusunda ip uçları veriyor. Vadi sırtlarından denize kadar uzanan 70 dönümlük arazi çam ormanıyla kaplı. Nem oranı sıfır olan, oksijeni bol, havası temiz bölgede dinç yatıp zinde uyanıyorsunuz. Ağaçların bittiği yerden başlayan 600 metre uzunluğundaki kumsalın gündüzü kadar gecesi de görülmeye değer özellikler taşıyor. İri taneli kumlara uzanıp, şehir akşamlarında göremediğiniz kadar çok yıldızı, kıyıyı okşarcasına yalayan dalgaların sesi eşliğinde izlemek, sıcak yaz gecelerinde tadılan en güzel zevklerden biri sayılıyor. Böylesine çarpıcı, etkileyici gök kubbenin görsel şöleni andıran yıldızların bir çoğu kayarken çeşitli dilekler tutmanız için imkanlar sunuyor!. Gecenin ıssızlığı, doğanın sesini, kokusunu buram buram hissetmenizi sağlıyor. Çevrede bulunan incir ağaçları dibine düşen incirleri yemeye gelen yaban domuzları yıllar önce koyun bu isimle anılmasına neden olmuş. 

Domuz Çukuru - Datça - Muğla

Domuz Çukuru – Datça – Muğla

Kartal, atmaca, şahin sessizliği bozan çığlıkları yoğun yerleşim alanından ne denli uzak olduğunuzu anımsatıyor. Kışı bir dakika bile düşünmeden aynı melodiyi bıkmadan tekrarlayan ağustos böcekleri, sık bitki örtüsü içinde hoş seda bırakan bülbüller ve daha neler neler, tatilinizi farklı kılıyor. Domuz Çukuruna tek ulaşım denizden. Yüksek dağlar ve sık çam ormanı araç geçişine imkan vermemiş yine de birkaç kilometre uzaklıktaki Datça’ya eşekle gitme imkanı da bulunuyor. Knidos’a veya Marmaris’e doğru Mavi Yolculuğa çıkan yatların uğrak noktası olan Domuz Çukuru kalabalıktan gözlerden uzak denize girmek isteyenlerin de uğrak noktası sayılıyor. Hayıt Bükü, Palamut Bükü gibi koylar yerine Domuz Çukuru koyunu tercih eden yatlar kıyıdan 10- 15 metre açıkta demirleyerek geceleme yapıyorlar. Koyun karşısında yer alan, Yunanlı komşularımızı ait Sömbeki Adasının alabildiğine çorak görüntüsü yalnızlığı kuvvetlendiriyor. Gün boyunca yapabilecekleriniz arasında denize girip güneşlenmek dışında sportif faaliyetler, yürüyüşler yapılabiliyor. Koyun mozaik benzeri renkli taşlardan oluşan ilginç kaya yapısı ve sahilin devam eden kıyılarında çeşitli deniz mağaraları yer alıyor. Dilerseniz düzenlenen tekne gezilerine katılarak Mesudiye bağlı Hayıt Bükü, Palamut Bükü ve tarihi ve ünlü Knidos antik kentini de gezebiliyorsunuz. 

Datça’nın Berrak Sularında.
Yörenin yerli halkına bakılırsa Datça da kulaç atıp güneşlenmekten çok daha önemli ve keyifli bir iş daha var, o da deniz dibine dalmak, zemini, sürü halinde dolaşan korkmasını öğrenmemiş, adeta dans eden balıkları seyretmek. Su öylesine net ve berrak ki denize atılan madeni para bile dibe inene dek en az 25 metre görülebiliyor. Güneşin suyu delercesine girip üzerinde ışık oyunları yaptığı zemin kayaları, dip akıntıların etkisiyle sağa sola, nazlı nazlı yatan renk ahenk deniz bitkileri, her yanı saran cam göbeği mavi tonlarındaki suyun hava kabarcıkları sesine karışan uğultusu, denizin deniz tadı, ziyaretçilere sadece dertlerini değil kendilerini bile unutturuyor. Su yüzeyine sihirli dünyadan çıkıp taze havayla ciğerler doldurulunca bölgenin farkı daha fazla anlaşılıyor.

Ne Var Ne Yok ?
Ege Akdeniz kıyılarının ortak özelliği olan kıyı bandı yol ve geri plana yerleşmiş restoran, bar ve oteller. Klasik sistemde tüm belediyeler aynı statüyü uyguluyorlar, sonuçta tüm tatil gezi sahilleri birbirine benziyor, bunlara yeni parlamaya, moda olmaya başlayanlarda eklenince tatil yörelerinin birbirinden farkı kalmıyor. Kuşadası, Bodrum, Marmaris, Göcek, Fethiye, Alanya gibi bir çok örnekte görülebileceği gibi. Deniz, kumsal, sahil yolu, binalar sıralamasından usandıysanız Domuz Çukuru bunlardan farklı konumda. Kara yolu olmadığı için trafik, araç, korna sesi, motor gürültüsü, patinaj, fren sesi yok. Datça’da kontak kapatıp gelenler mecburi bir dinlenme içine giriyorlar. Bulunduğunuz yerde kişi sayısı belli, tanınmamak istiyorsanız veya yoğun iş temposunda kısa süreli bir kaçamak yapıyorsanız, baskına uğrama, tanınma, rahatsız edilme ihtimali yok. Olur olmaz zamanlarda çalan cep telefonları yok, çalar saat, kapı zili yok. Kalabalık yok. Denize gitmek için sizi sahile taşıyacak araç beklemek yok. Görüntü kirlilikleri hiç yok, hava atan yok. Diskotek şamatası yok, aslında ciyak ciyak ağlayan çocuklarda yok. Biraz izole yani Domuz Çukurunda ilk gün, ilk saatlerde yabancılık çekilse de, ayrılırken ve takip eden günlerde çok farklı bir tatil yapıldığı bilincine varılıyor, hafızalarda hayat boyunca en unutulamayan tatil şekli olarak iz bırakıyor, tekrar gitme planları yapılıyor, tekrar kent yaşantısına dönünce, çok belirgin biçimde mukayese imkanı görülüyor. Yoklar bunlarla sınırlı değil, sabah erken kalkıp kumsalda sezlonk kapma, üzerine havlu bırakma yarışı yok, yüzme havuzu yok, alıştığımız sentetik tatlar, hormonlu sebzeler yiyecekler de yok . Dinlenme, eğlenme, yemek saati yok. Telaş, panik, stres yok, bir şeyleri kaçırır mıyım endişesi yok, kısacası programa uyma, zemberek gibi kurulma yok. O yok bu yok. Peki ya ne var? 
Orman içi iki kişilik bungalovlarda tertemiz çarşaflarda güzellik uykuları, yıldızların aydınlattığı seyirlik bir gökyüzü var.( Etrafta ışık olmadığı için gökyüzü, yıldızlar her yerden daha ışıklı ve aydınlık görülüyor, hatta yıldızların aydınlattığı ortamı bile seçebiliyorsunuz.) Herkese yetecek kadar sezlonk, bir o kadar da hamak var. Turkuvaz renkli deniz, herkesin istediği kadar yalnız kalabileceği uzunlukta kumsal, yeterince gölge ve güneş var. Meraklı vejeteryanları bile mutlu edecek yöresel tatlardan, hormonsuz bahçe ürünlerinden oluşan özel bir mutfak var. Çalıştığı kentte dinlenemeyenler için yeteri kadar boş zaman var. İsteyene Yogo, meditasyon , masaj var. Organik tarım, doğal hayat, meteor yağmuru altında tekne sefası, odun ateşinde pişirilmiş köpüklü kahve keyfi, hamakta gündüz düşleri, tembellik var. Beyaz veya kırmızı şarap, soğuk bira eşliğinde yakamoz seyri, sükunet, botanik kokusu , başucu kütüphanesi, meraklısına kültür filmleri arşivi, bol bol mavi yolculuk, çevre köylerde balık ziyafetleri, antik kentlere komşu ziyaretleri, resim, fotoğraf, sinema serüvenleri için bir ölçüde ihtiyacı karşılayacak kadar atölyeler var. Yine de siz okumak için istediğiniz kitapları, film kasetlerini, dinlemek için sevdiğiniz CD lerinizi beraberinizde getirebilirsiniz.

Köyceğiz Gölü

Köyceğiz gölü, derinliği 20-60 m. arasında değişen 2 Km2’lik tatlı su gölü. Doğu, güney ve batı yöreleri bataklıklar ve yoğun sazlıklar ile kaplı. Kışın yağışlardan dolayı havzası 65 km2’ye kadar genişliyor. Doğal bir kanalla (Dalyan Boğazı) sularını Akdeniz’e boşaltan bu göl denizden yaklaşık 1 m yükseklikte. Göl Namnam çayı, Kargıcak çayı, Yuvarlak çayı, Asar, Yangı, Özsuyu pınarları ile birlikte birçok dere ve dip kaynakları ile besleniyor. Göl üzerinde Gedova, Köyceğiz Köyü, Gavur Bağı, Tütün ve Eşek Adası olmak üzere 5 adet ada bulunuyor. Kış aylarında çeşit çeşit kuşların barınma alanı olan Köyceğiz Gölü, aslında yüzyıllar önce meydana gelen bir çökme sonucu oluşmuş. Gölün altında bazı yapılar halen görülebiliyor. Ayrıca güney kısımlarında nesli tükenmekte olan Caretta Caretta Kaplumbağalarının yuvalama alanları yer alıyor. Köyceğiz Gölü, dünyada sadece 7 olan ayaklı göllerden biri. Ayaklı göl, denizle doğal bir kanal vasıtası ile birleşen göllere deniyor. Göl kenarında bulunan kordon boyundan tekneler her gün kaplıcalara, Kaunos’a, Dalyan’a ve İztuzu plajına yolcu taşıyor. Ayrıca gölün Kuzeybatısında Köyceğiz merkezine bitişik bir plajda göle de girebilirsiniz.

Köyceğiz-Muğla / Nereyegitmeli.net

Köyceğiz, Marmaris ile Fethiye arasında, Dalaman Havalimanı’na 35 km. uzaklıkta, adını aldığı göl kenarına kurulu, yemyeşil bir kasaba. Köyceğiz yöresi, Herodot’un tarihinde yer almış, Strabon’un coğrafyasında şekillenmiş, şair Homeros’un dizelerinde anlam kazanmış bir yöre. Muğla’ya 75 km. uzaklıktaki Köyceğiz, Köyceğiz çöküntü gölünün çevresinde yer alan farklı nitelikteki yeryüzü şekillerinden oluşuyor. Gölün kuzeydoğu ve güneydoğusu düz, diğer kesimler tepelik alanlarla çevrili. Köyceğiz Gölü ile deniz arasındaki kesim ise dört küçük göl ve sayısız kanallar ile kaplı. Sahil şeridi ise yaklaşık 4.5 km. uzunluğunda bir kıyı okundan oluşuyor. Köyceğiz gölü, 10 km. uzunluğunda, sazlıklarla kaplı, nehir görünümündeki labirente benzer dar bir kanalla Akdeniz’e bağlanıyor. Su kayağı, kano, yelken, su bisikleti, kürek gibi su sporlarının yapılabildiği Köyceğiz Gölü’nün derinliği 25-150 metre arasında değişiyor.
Köyceğiz, dünya üzerinde, Japonya ve Çin’in bazı yerlerinde sadece 6 türü bulunan Sığla Ağacı (Günlük ağacı) ile de ünlü. Bu nadir bulunan ağaç, Köyceğiz ormanlarında yaygın ve yoğun olarak çok miktarda bulunuyor.
Köyceğiz Gölü’nün güneyinde kuzeybatı-güneydoğu doğrultusunda bir fay hattı yer alıyor. Bu faya bağlı olarak Sultaniye, Çavuş (Rıza Çavuş) ve Gel Girme (Kokar Girme) olarak anılan çeşitli kaplıca kaynakları bulunuyor.

Köyceğiz Gölü

Köyceğiz Gölü

Hapishane Adası
Göldeki küçük adaya yörede Hapishane Adası deniyor. Ada, tarihte önceleri askeri amaçlarla kullanılmış, sonra hapishane yapılmış. Cenevizlilerden kalma kalenin kalıntıları görülebiliyor. Yörede Aşık Adası da deniyor. Anlatılan öyküye göre birbirine sevdalanan iki genç, aileleri evlenmelerine izin vermeyince, bu adaya sığınmışlar. Ailelerin baskısından kurtulmuşlar da kötü kaderden kurtulamamışlar, koca bir yılan sokmuş da oracıkta ölmüşler.

Günlük (Sığla) Ağacı 
Köyceğiz’in doğu ve batı kesimlerindeki akarsuların kışın taşması nedeniyle, sular altında kalan bazı yerlerde eşine az rastlanan Günlük Ağaçları (Liquidamber Oriantalist) bulunuyor. Bu ağaçların sevdiği sıcak ve nemin Köyceğiz ikliminin özelliği olmasından dolayı üretimine çok önem veriliyor.

Ölüdeniz

Ölüdeniz - Muğla

Ölüdeniz – Muğla

Ölüdeniz, Muğla’ya 128 km, Fethiye’ye 12 km uzaklıktadır. Bölge, kıyıların olağanüstü manzara güzellikleri, doğası ve doğa sporları aktivitelerine uygun bir bölge olması sebebiyle 1983 yılında Tabiat Parkı ilan edilmiştir.

Ölüdeniz, Muğla’ya bağlı Fethiye ilçesinde bulunuyor. Gözde bir tatil merkezi olan Fethiye’ye Türkiye’nin tüm büyük kentlerinden düzenli otobüs seferleri bulunuyor. En yakın havaalanı olan Dalaman Havaalanı 55 kilometre uzaklıkta. Fethiye’den Ölüdeniz’e minibüsler kalkıyor. Bu minibüsleri kullanarak Ölüdeniz’e ulaşabilirsiniz…

Yeryüzü Cenneti Doğal güzellikleri, zengin tarihi ve kültürel mirası ile Fethiye-Ölüdeniz dünya çapında haklı üne kavuşmuş bir yeryüzü cenneti.

“Tanrının Dünyaya bahşettiği cennet” olarak adlandırılan Ölüdeniz, ülke dışına taşan ünü ile dünyaya mal olmuş bir turizm merkezi. Çarpıcı güzelliğe sahip Ölüdeniz, adı gibi sakin ve kıpırtısız. Fethiye’ye 14 km uzaklıktaki Ölüdeniz, çamların arasında uzanan yoldan sonramavisiyle birden bire çarpıyor insanı. Belcekız koyu ve bu koyun içinde uzanan kumsalı yürüdüğünüzde eşsiz Ölüdeniz’i görüyorsunuz. Ölüdeniz, büyülü gibi kıpırtısız… Dibinde tek bir yosun bile yok. Bembeyaz kumlarla örtülü. Suyun ve dibindeki kumun kırdığı ışık ünlü turkuaz rengini veriyor Ölüdeniz’e… Kıyılara kadar uzanan yemyeşil çam ormanları, içinde yeşilin, mavinin ve morun her tonunun görülebileceği ılık denizi, uzun kumsalı ile Ölüdeniz bir dünya harikası. Son yıllarda, 1975 m. yükseklikteki Babadağı’nın doruklarından paraşütle atlayanlar, dünyanın en nefes kesici manzarasıyla karşılaşıyor. Yılın on ayı denize girme olanağı sunan bu eşsiz koyda çok sayıda turistik tesis, restoran, alışveriş merkezi ile üniteler bulunuyor.

Belcekız Efsanesi

Buradaki koya adını veren Belcekız bir efsaneye dayanıyor. Eski çağlarda buralardan geçen gemiler açıkta demirler ve içme suyu almak üzere kıyıya sandalla çıkarlarmış.

Bir gün yaşlı bir kaptanın genç, yakışıklı oğlu su almak için koya çıktığında güzel Belcekız’ı görmüş. Görür görmez de birbirlerine aşık olmuşlar. Ama delikanlı suyu alıp dönmek zorundaymış. Gemi uzaklaşıp gitmiş. Belcekız hep kıyıya bakmış, sevgilisinin yolunu gözlemiş. Delikanlı da geminin buralardan her geçişinde su almaya gelir, görüşürlermiş. Bir gün buradan geçerken fırtına patlamış. Delikanlı, babasına burada korunaklı bir koy olduğunu söylemiş. Babası ise delikanlının sevgilisini görmek için gemiyi parçalamayı göze aldığını düşünmüş. Fırtınayla birlikte kavga da büyümüş baba-oğul arasında. Gemi tam kayalara çarpacakken baba bir kürek darbesiyle oğlunu denize atmış ve dümene yapışmış. Ve tam o sırada durumu kavramış. Deniz dönerek çarşaf gibi bir koya girmekteymiş. Oğlan orada ölmüş. Kayaların üzerinde sevdiğini bekleyen Belcekız da kayalara atlayıp ölmüş. İşte o günden beri kızın öldüğü yere Belcekız, delikanlının öldüğü yere de Ölüdeniz denmiş.
Ölüdeniz’de 950 hektarlık alan Kıdrak Tabiat Parkı ilan edildi ve koruma altına alındı. Ölüdeniz Lagünü ve Kıdrak Plajını kapsayan bu alan aynı zamanda SIT bölgesi ve özel çevre koruma alanı içinde kalıyor.

Yatağan

Yatağan-Muğla arasındaki uzaklık: 25 km. Yatağan-Dalaman havaalanı arası uzaklık: 125 km. Yatağan-Milas arası uzaklık:  39 km. Yatağan-Didim arası uzaklık: 108 km. Yatağan-Marmaris arası uzaklık: 80 km. Yatağan-Bodrum arası uzaklık: 84 km.

Yörenin ilk çağlardaki adı “Karya” daha sonraları da “Menteşe” anılır. Bölgeye ilk yerleşenler Lelekler ve Karlardır.

Tarihçi Heredot, Karyalılar İ.Ö. 5. yüzyılda Anadolu’da yaşadıklarını söylemektedir. İç Karya’nın zengin maden yatakları, ormanları, verimli toprakları, sahil şeridinin liman kurmaya ve ulaşıma müsait olması, Karya üzerinden saldırıları yoğunlaştırır. Persler, Lidyakralını esir alırlar. İ:Ö. 387’deki “Kral Barışı” ile tüm Anadolu tekrar Perslerin yönetimi altına girer. İ.Ö. 334 yılında Büyük İskender, önce Halikarnassos’u, sonra Muğla’yı Perslerden geri alır. Yöre 200 yıl Karya toprakları olarak kalır. Büyük İskender’in bölgeden çekilmesiyle Karya da karışık dönem başlar. Roma İmparatorluğu 395 yılında doğu ve batı Roma olmak üzere ikiye ayrılır. Karya,Doğu Roma sınırları içerisinde kalır. 800 yılına kadar süren Bizans egemenliği, Abbasi halifesi Harun-u Reşid’in gelmesiyle noktalanır. Yörede, ilk İslami etkiler yayılmaya başlar.

Yöredeki ilk yerleşimlerin, MÖ.700-400 yılları arasında olduğu tahmin ediliyor. Türkler: 1080 yılında, Yatağan yöresine ele geçirirler. Ancak, takip eden  dönemde, Bizanslılar yeniden yörede egemen olurlar. 1190 yılında, yörede yeniden Türk egemenliği görülür.

Zaten yörenin isminin kaynağı: Oğuz Türklerinin yerleşmek ve oturmak anlamına gelen: “Yatuk” kelimesinden türetilmiştir.

1429 yılında, bu kez, Osmanlılar yörenin hakimiyetini ele geçirirler. Yatağan yöresinde yapılan: kılıç, hançer ve pala gibi kesi aletler ve özellikle Yatağan yöresinde imal edilen “Yatağan barutu” İstanbul’un fethinde kullanılmıştır.

II.Dünya savaşından sonra, yöre İtalyanlar tarafından, işgal edilir ve işgal, 1921 yılına kadar devam eder.

İlçenin denize kıyısı yoktur. İlçe toprakları: Yatağan dağının eteklerinde, Ahilerin şirin bir kentidir.

Yatağan ve çevresinde: Akdeniz iklimi görülür. Buna göre: yazları sıcak ve kurak, kışları ise ılık ve yağışlı geçer. Kış aylarının: sert, yağışsız ve rüzgarlı geçtiği de görülür.

İlçe topraklarının: % 75’i kızılçam, % 19’u karaçam ile kaplıdır. Diğer bitki örtüsü ise: kekik, böğürtlen, çınar ve kavaktır.

Yatağan denildiğinde, yazının başında söz ettiğim gibi, öncelikle “Yatağan Termik Santralı” geliyor. Ama, unutulmamalı ki, bu santral, yörenin ekonomik gelişimini olumlu yönde etkilese de, bir yandan da yöre insanının sağlığını olumsuz etkiliyor. Bu nedenle, günümüzde Yatağan bölgesinde: nüfus yoğunluğu çok azalmış ve nispeten fakir aileler burada yaşamaya devam etmektedirler.

İlçenin ekonomik gelişiminde, son yıllarda yörede hızla artan: mermer fabrikalarının da olumlu etkisi söz konusudur. Bölgede üretilen mermer, bu sanayide önemli bir yere sahip ise de, bu mermer fabrikalarının akarsulara bıraktığı mermer tozları, akarsulardaki doğal yaşamı bitirmiştir.

 

ANIT AĞAÇ:

Muğla-Yatağan karayolunun 24’ncü km.de, Bozöyük beldesi, Pınarbaşı mevkiinde bir anıt ağaç bulunuyor. Bu anıt ağaç: Orman Bakanlığı tarafından tescillenerek koruma altına alınmış. Çapı: 6 metre ve yüksekliği ise, yaklaşık 30 metredir.

STRATONİKEİA:

İlçe merkezinden çıktığınızda: yaklaşık 7 km. sonra, delik-deşik kömür ocaklarının yanından geçip, yoldan 1 km. içerideki antik kent kalıntılarına ulaşabilirsiniz. Yani: Yatağan-Milas karayolunun 6’ncı km.dedir.

Karia bölgesinin önemli şehirlerindendir. Antik kentin eski adı: İdrias. Kent: MÖ.281-261 yılları arasında, tahtta bulunan, Seleukos kralı Antiokhos’un karısı Stratonike adına kurulmuştur. Şehrin kuruluşu hakkında, ilginç bir söylenti var. Şöyleki: “ Büyük İskender’in ölümünden sonra; merkezi Suriye olan, Selekos krallığı kurulur. Krallığın başında ise, I.Selekos bulunmaktadır. Kral I.Selekos: 60 yaşındadır. Ülkeyi: oğlu Antikos ile birlikte yönetmektedir. Ancak: kral I.Selekos’un hanımı ile, kralın oğlu, yani üvey annesi arasında bir aşk başlar. Oğul Antikos: bu aşkın etkisiyle, günden güne erimeye başlar. Kral ise: bu duruma çok üzülmektedir. Yörenin tüm hekimlerine müdahale ettirmesine rağmen, oğlunun sıkıntısını ne anlar, ne de çözüm buldurabilir. Ancak: sonunda, hekimler, oğul Antikos’un derdini, yani üvey annesine, Kral I.Selekos’un yeni ve genç karısına olan aşkını; krala anlatmak zorunda kalırlar. Kral, bunun üzerine, karısı ile oğlunu evlendirir ve ülkeyi terk eder. Oğul Antikos ve eşi, ülkeyi idare etmeye başlarlar. Kraliçenin adı ise: Stratonikeia olarak anılır.

Tarihi süreç içinde: MÖ.133 yılında, Pergama krallığının Romalılara miras kalması sırasında, bu duruma karşı ayaklanan şehir, Romalılar tarafından kuşatılır ve şehir halkının tümü açlıktan kırılarak yok edilir.

Buraya giderseniz görebilecekleriniz şunlar: kuzeydoğu köşesinde, büyük kesme taşlardan yapılmış kale yıkıntıları, kuzey bölümde, büyük kaya bloklardan yapılan ana giriş kapısı, bu giriş kapısının önünde, kutsal yolun kenarında oda mezarlar, kentin tam ortasında iyi durumda günümüze ulaşan: Bouleuterion yani küçük tiyatro, batıda: gymnasion.

Kentin akropolü: güneyde, dağın tepesinde bulunuyor. Buranın çevresi, duvarlarla çevrili. Karayolunun hemen altında: bir teras üzerinde, yazıtında “İmparator için yapıldığı yazılan” bir küçük tapınak kalıntısı bulunuyor.

Aşağıya doğru indiğinizde: karşınıza büyük bir tiyatro çıkıyor. Burada yapılan kazılarda: sahne binasının kalıntıları, büyük ölçüde ortaya çıkarılmış.

Muğla, Yatağan

LAGİNA:

Yatağan-Milas karayolunda: 3’ncü kilometreden ayrılın ve Turgut yoluna saparak, bu ören yerine ulaşabilirsiniz. İlçe merkezine, toplamda 12 km. uzaklıktadır.

Karialılar için, kutsal olduğu düşünülen ören yerinde: Ayışığı tanrıçası Hekate’ye atfedilen bir tapınak varmış. Tapınak: MÖ.40 yılında, Partlar  tarafından yağmalanmış. Stratonikeia ve Lagina şehirleri arasında, birbirini bağlayan kutsal bir yol bulunmaktadır. Ayışığı tanrıçası Hekate adına yapılan festivallerde: buradaki Hekate tapınağından alınan “Ölüler dünyası kapısının anahtarı”, büyük bir törenle, bu kutsal yoldan, Stratonikeia kenti, şehir meclisine taşınırmış.

Burada yapılan arkeolojik kazılarda: bu tapınağın, dairesel avlusunun bir bölümü ortaya çıkarılmıştır. Günümüze, sağlam ve ayakta olarak gelen avlu kapısının üstündeki yazıtta: “Augustus” tarafından, tapınağın, MÖ.27 yılında onarımının yaptırıldığı yazılı. Bu arada: Lagina antik şehrindeki arkeolojik kazılar, ülkemizde arkeolojinin babası sayılan: Osman Hamdi Bey tarafından, 1891-1893 yılları arasında yapılmıştır. Burada bulunan kabartmaların hepsi: İstanbul Arkeoloji Müzesine taşınarak, burada sergilenmektedir. Kazılar hala devam ediyor.

 

PANAMARA:

Yatağan-Muğla karayolunun  5’nci km.den, sağa ayrılan yol ile Bağyaka köyüne ulaşılıyor. Antik kalıntılar, köyün 3 km. dışında. İlçe merkezine ise, toplam 14 km. uzaklıktadır.

Burası: tahminlere göre: Stratonikeia antik kentine bağlı, dini bir merkezdi. Stratonikeia şehri ve Panarama şehri arasında, antik bir yol vardır. Panamara şehri: dini törenlerin ve şenliklerin yapıldığı önemli bir merkez olarak, antik dönemlerde öne çıkmıştır. Bu şenliklerin en önemlisi: 10 yıl süre ile kutlanan “Paramara Şenlikleri”dir. Bunun dışında: 2 yılda bir kutlanan “Hera Şenliği” yapılırdı. Bu şenlik: bir gün sürer ve gizli dinsel bir törendir. Bu tören: sadece bayanlara açıktır. Son olarak ise: Zeus adına düzenlenen bir şenlik var. Bu şenlik: her 4 yılda bir yapılır. İki gün süren şenliğin ismi “Komyria Şenliği” dir. Bu şenlik ise, biraz öncekine atfen, sadece erkeklere açık, gizli ve dinsel bir şenliktir.

Burada bulunan tapınaktan, günümüze gelen kalıntılardan ise, pek bir şey anlamak mümkün değil. Köyün ve kalıntıların: yüksekte ve orman içinde bulunması nedeniyle, buraya uzunca bir yürüyüş yaparak ulaşabiliyorsunuz.

 

GERGA:

Çine-Muğla karayolunda, 6’ncı km.den sonra,  doğuya, Madran dağına doğru ayrılan yola sapıp, 15 km. sonra Kırsakallar köyüne ulaşabiliyorsunuz. Buradan sonra: Gerga antik kentine ulaşmak istiyorsanız, köyden rehber almalısınız.

Çünkü: Gerga antik kenti, ülkemizde bilinen antik dönem yerleşim yerlerinden, en garibidir. Ören yerinin girişindeki kayalarda: yön belirten yazılar var. Bu yazılarda: şehrin adı olarak “Gergakome” ismi kullanılmıştır.

Ancak, bu yazıların çoğunluğu: Yunanca. Sadece bir tanesi: Latince. Buna dayanarak: Roma dönemi başlangıcında, burada bir halkın bulunduğu ve bu halkın: ortaya bir anatanrıça heykeli diktiği ve bu heykelin çevresinde mezarlar, çeşmeler kurduğu ve tarım yaparak, bu korunaklı yerde yaşadıkları anlaşılmaktadır.

Buraya ulaşım sorunlu. Meraklıları, yorucu bir yolculuktan sonra ulaşabilirler. Hatta: buraya, Muğla karayolu üzerindeki İncikemer bölgesinden de yürüyerek ve kuzeye doğru ilerleyerek ulaşmak mümkün.

 

YAYLAKÖY KİLİSESİ:

Yatağan-Milas karayolu üzerinde, Eskihisar köyündedir. İlçe merkezine toplam uzaklığı: 9 km.dir. Burada bulunan kilisenin: Rumlar tarafından yapıldığı tahmin ediliyor. Ancak, yapının çatısı çökmüş, duvarlarındaki boyalar ve süslemeler yok olmuştur. Yani, bina tam bir harabe haline gelmiş.

Muğla, Yatağan

İNCE KEMER KÖPRÜSÜ:

Burası, bir çay üzerindeki köprüden ziyade, su kanalı olarak kullanılan bir köprü. Eski Aydınkarayolu üzerindedir. MÖ.1.yüzyılda yapılmıştır. Üç kemerlidir.

Antik dönemdeki adı ile: Alabanda (günümüzdeki adı: Araphisar) suyu: güneydoğudaki pınarlarda toplanarak, 21.4 km. uzunluğunda,  dikdörtgen bir kanalla, kente iletilmektedir. Bu su kanalı: 90 cm. genişliğinde, birinci gurupta 65 cm. ve ikinci gurupta ise 10 cm. yüksekliğinde, içi harçla kaplı bir yapıdır. Bu sözünü ettiğim köprü de: bu kanal üzerinde, suyun aktarılmasında kullanılan bir yapı.

Harita

Kavaklıdere

Aydın-Muğla karayolu üzerinde, Çine vadisini aşıp Yatağan’a yaklaştığınızda yol kenarındaki açıklıklarda çeşitli el sanatları ürünlerinin ve süs eşyalarının yer aldığı tezgahlar gözünüze çarpacak. Çoğu bakırdan yapılmıştır bunların ve anayoldaki sapaktan yaklaşık 26 km ötedeki Kavaklıdere ilçesinden getirilip burada satışa sunulmaktadır.Bu güzel ürünlerin yapıldığı Kavaklıdere’yi ve ilçeye bağlı Menteşe beldesini görmek için yarım gününüzü ayırmaya değer.Denizden yüksekliği 700-800 metre olan ve Ormanla kaplı bu iki beldenin sakinleri yörüklerdir. Yörük kültürü düğünlerde, yayla şenliklerinde yaşatılır.Kavaklıdere’de bakır işlemeciliği, kalaycılık, marangozluk, halıcılık gelişmiştir. El sanatları ve süs eşyalarının ünü Muğla sınırlarının ötesindedir. Türkiye’nin her tarafında çerezcilerin kullandığı leblebi tavaları buradan gider. Kavaklıdere’nin Otantik Bakırcılar çarşısını mutlaka gezmelisiniz.

BİTKİ ÖRTÜSÜ VE YABAN HAYATI
    İlçenin yaklaşık %70’i çam ormanıyla kaplı. Toros lalesi, kardelen, Adaçayı gibi çayı da yapılan Göktepe otu yöreye has bitki türleri arasında. Kuzu göbeği ve çintar denilen mantar türleri ise köy mutfağının değişmezleri arasında ve aynı zamanda köylüler için gelir kaynağı.

Ormanlarda boy yaban domuzu yaşıyor. Kışın domuz avcılığı ilgi görüyor.

 YAYLALAR
    Gökçukur yaylası 1700 rakımlı. Tümüyle orman kaplı yaylada Orman İşletme Müdürlüğüne ait oberj türü konaklama ünitesi bulunuyor. Menteşe’ye 5, Kavaklıdere’ye 15 km uzaklıktaki Yerküpü yaylası ise bölgenin en popüler yaylası.

KALAYCILIK DİLİ     Bakırcılık Kavaklıdere ile o kadar özdeşleşmiş ki, “Kalaycılık Dili” denilen bir dil gelişmiş bu mesleği yapanlar arasında. Bakıra “palle” diyorlar mesela. Müşteriye metrek, paraya nezilli, namaza imam işi, 1’e sama, 2’ye kulak.

Diğerleri ise şöyle:

-Cimitçi: Öğretmen
-Partal: Elbise
-Mazın: Silah
-Sürtmek: Yemek,içmek
-Manigadı: Köpek
-Tünemek: Yatma, uyuma
-Yanbol: Polis, asker
-Çeklemek: Bakmak
-Dibo: Yok
-Tuna: Çok
-Yıkım: İyi, güzel
-Kös: Kötü, çirkin
-Sarıgenek: Altın
    KAVAKLIDERE ÇEVRESİNDE ANTİK YERLEŞİMLER
    Hyllarima: Yatağan-Kavaklıdere yolu üzerinde, Kavaklıdere kavşağı yakınlarındaki Çayboyu köyü içinden geçip 7 km ötedeki Derebağ köyüne çıkacaksınız. Hyllarima antik kenti kalıntıları biraz yukarıda, tepenin çevresine yayılmış.

İyi durumda bir Roma dönemi tiyatrosu, sur kalıntıları, kaya mezarları dikkati çeken kalıntılardır Ullarima’dan bugüne kalan.

Kavaklıdere Menteşe beldesi yakınlarındaki Çamyayla’da ise Kyon kalıntıları var. Kyon, bir Karia kenti. Köy içinde Roma dönemi tiyatrosu, sunak taşları kalıntılarını göreceksiniz.

MENTEŞE VE YERKÜPE YAYLASI, MAĞARASI     Kavaklıdere’ye gelmişken Menteşe beldesine ve beldeye 2 km uzaklıktaki Yerküpe yaylasına gitmeyi unutmayın.

Yeşil çam ormanları ile çevrili Menteşe de bir yörük yerleşimi. Belde, Kocoçay’ın aktığı vadinin engebeli dik yamaçlarına kurulmuş. Beldeye özgü tarihi evlerin bir bölümü ayakta. Büyük bölümü ise 1955 yangınıyla yok olmuş.

Vadinin diğer yakasında Yerküpe yaylası yer alır. Denizden yükekligi 800 metre olan Menteşe ve Yerküpe yaylası yazın sıcak günlerinde bile bunaltıcı olmayan havasıyla sizi çekecektir kendisine. Bakırcılık ve kalaycılık Menteşelilerin de ata mesleği. Cevizi, kestanesi, elması ve pekmezi meşhurdur Menteşe’nin. İsparta ve Milas türü halıcılık da yaygın ve çarşısından uygun fiyatla satın alabilirsiniz.

YERKÜPE YAYLASI VE MAĞARASI     Yerküpe yaylası, asırlık çınarları, 5 ayrı yerden kaynayan buz gibi doğal kaynak suları, geniş çayırlık alanı, çağlayanı ve mağarası ile bir doğa harikası. Her yıl Haziran ayı sonunda yağlı güreşler düzenleniyor bu yaylada. Bir şenlik havasında yapılan, bir gece önce şarkılı türkülü konserlerin yer aldığı, aşıkların karşılıklı atıştığı güreşler yerli ve yabancı turistleri yaylaya topluyor.

Yayla, özellikle bahar ve yaz aylarında spor kulüpleri ve doğa sporları tutkunlarının da ilgisini çekiyor.

Alanın hemen yakınında bulunan Yerküpe Mağarası belediye olanaklarıyla ziyaretçiye açılmış. Valilik aydınlatma çalışmalarını sürdürüyor. 100 metre uzunluğunda tek bir galerisi bulunan, girişi ile çıkışı arasında 17 metrelik yükselti farkı olan mağaraya Rehber eşliğinde girilmeli. Damlataşları, sarkıtları, küçük su havuzlarının etkileyici olduğunu not edelim.

Mağara doğal SİT olarak korumaya alınmış. Civarındaki mesire yeri ve hemen yakınından geçen Benek Çayının yeşillikler arasında oluşturduğu güzellik mağara ziyaretine ayrı bir keyif katıyor.

ÖNEMLİ TELEFONLAR 
-Yangın 110
-Acil Servis 112
-Polis İmdat 155
-Orman Yangını 177
-Kaymakamlık (0 252) 592 71 18
-Belediye Başkanlığı (0 252) 592 73 79
-İlçe Jandarma Komutanlığı (0 252) 592 79 01
-Menteşe Belediye Başkanlığı (0 252) 594 50 71
-Menteşe Sağlık Ocağı (0 252) 594 51 02
    ULAŞIM     Muğla-Aydın karayolunun 24.km.sinden(Yatağan’dan 2 km sonra) sağa ayrılan Yatağan-Bozdoğan yolu 26 km sonra Kavaklıdere ilçesine ulaşır. Menteşe Kasabası Kavaklıdere’nin 5 km güneydoğusundadır. Kavaklıdere, Aydın’ın Bozdoğan ilçesine 35 km uzaklıktadır.

Yatağan’dan Kavaklıdere ve Menteşe’ye sabah 07.00-20.00 saatleri arasında minibüs seferleri yapılıyor. Aydın’ın Bozdoğan ilçesinden de 08.00-18.00 saatleri arasında minibüs seferleri var.

 

YERKÜPE MAĞARASI
    Mağara ise Menteşe nin 2km. güneyindedir. Doğu Menteşe dağları üzerinde bulunan Yerküpe mağarası, Genek çayının bir kolu olan Hebil deresi üzerinde yer alır.

Mağaranın yakınında Kavaklıdere-Menteşe -Çamyayla köyü geçmektedir. Yerküpe mağrasının hemen üzerinde bulunan düzlük, piknik ve güreş alanı olarak düzenlenmiştir.

Mağara tipi olarak geçit konumlu yarı aktiftir. Mağaranın toplam uzunluğu 100m. Olup, tek bir galeriden meydana gelmiştir. Genel olarak vadi tabanının eğimine uygun şekilde uzanan mağaranın üst girişi ile alt çıkışı arasında 17m.lik yükselti farkı vardır. Mağara içindeki küçük iniş ve çıkışlar, tavandan düşen bloklar ve damlataş birikimlerinden kaynaklanmaktadır. Genişliği 3-10m. Tavan yüksekliği ise 2-8m.arasında değişen Yerküpe mağarasının tabanında çakıl ve kum yığınları yer alır. Tabana yakın kenarlarda ve yan duvarlarda sarkıt ve dikitler mevcuttur. Özellikle havuzlar ilginç bir görünüme sahiptir. İçleri su ile dolu olan havuzların boyutları ve derinlikleri, bulunduğu bölgeye göre değişmektedir.

Yerküpe mağarası, genç bir mağaradır. Doğal köprü özelliğinde olan mağara, oluşum ve gelişim yönünden ilginçtir. Gerek mağara içi damlataşların ve gerekse doğal çevrenin güzelliği nedeniyle turizm amaçlı kullanıma son derece uygundur. Ayrıca mağaranın üst kesimi piknik ve dinlenme alanı olarak düzenlenmiştir.

 

kavaklıdere-incekemer-ulkut cayi

kavaklıdere-incekemer-ulkut cayi

Harita

Kaynak:http://www.nerelerigezmeli.biz

Benzer Yazılar::