İstanbul fotoğrafçılar için bir cennet gibi. Her köşesi ayrı bir tarih, her adım ayrı bir ziyafet sanki. Balat’ta tarihi sokakları, rengarenk evleri arkanıza alıp çekim yapabileceğiniz gibi Emirgan’da fotoğraf makinanızla yeşillikler içinde doyumsuz bir gün geçirebilirsiniz. Adalarda mavi ve yeşile doyar,  Rumelihisarı’nda boğazı ve tarihi aynı anda ziyaret edersiniz…

Florya Eski Kibrithane:

Kibrithane Kroki

Kibrithane Kroki

Portre çekimleri için biçilmiş kaftan burası. 19.yy’da Küçükçekmece’de  kurulan Osmanlı Kibritleri Anonim Şirketi’nin kurduğu Osmanlı Kibritleri Fabrikası 1900’lü yıllara kadar hizmetini sürdürdü fakat daha sonra verimli olamadığı gerekçesiyle kapatıldı. Şimdiler de fotoğrafçıların uğrak mekanları arasında yer buluyor kendisine. Tabii dikkat etmeniz gereken birkaç unsurda yok değil…

Kaderine terkedilmiş neredeyse her mekan gibi burasıda şarapçılara hizmet ediyor sanki. İçeri girerken 5-10 Lira vermeniz sizin yararınıza aksi halde çekim boyunca dikkat dağıtmayı iyi biliyorlar. Makinanızı çekime başlayana kadar pek göz önünde tutmamanızı öneririz.Ayrıca özellikle bir bayan arkadaşın fotoğraflarını çekecekseniz açık kıyafetler giymemesine dikkat edin.

Eğer bu sorunları aşmışsanız doğal ışıklandırma ve çekimler için ideal havasıyla güzel bir çekim günü geçireceğiniz muhakkak.

 

Yedikule Zindanları:

yedikule_hisari

Yedikule Hisari

 

Tarihi Yarımada’nın Sarayburnu semti sahilinden başlayıp, Bakırköy İlçesi’ne doğru giden sahil yolu üzerinde; milattan sonra beşinci yüzyılın ilk iki çeyreğinde Bizans İmparatoru İkinci Teodosios tarafından inşa edilmiştir. İnşası sırasında dört kuleye sahip olan “Yedikule Hisarı ve Zindanları”, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethi ile üç kule daha eklenip şimdiki ismini almıştır.Zindan kısımlarının havası çok gizemli geliyor. Özellikle zemine üfleyerek çok iyi sis bulutları çıkarabilirsiniz. Bu sayede küçük ışıkların girdiği kapalı bir alanda sisle birlikte (çok kaçırmadan) çok mistik fotoğraflar çekebilirsiniz.

 

 

Otağtepe:

Otağtepe

Otağtepe

 

Sözkonusu manzara çekmek olduğunda Boğaz bir şekilde takılır objektiflerin ucuna. Onsuz her fotoğraf eksiktir sanki. Hele de Otağtepe’de Tema Vehbi Koç Parkı’nda yeşilin tüm renklerini arkanıza almanın verdiği huzurla boğazı fotoğraflamak… Muhtemelen eline fotoğraf makinasını almış herkesin en az bir kez gittiği yada henüz gidememişse kesinlikle gidilecek mekanlar lisesine eklediği yerdir Otağtepe.

Anadolu Hisarı sırtlarında , Rumeli Hisarı karşısında,sağında ve solunda Fatih Sultan Mehmet ve Boğaziçi köprüleri ile masal gibi bir yer…
Burası İstanbul Boğazı’nın panaromik olarak en iyi görüldüğü yermiş… Otağtepe, Fatih Sultan Mehmet Han’ın İstanbul’un fetih hazırlıklarını yaptığı yer.Eski bir hikayeye göre Fatih Sultan Mehmet Han,Otağtepe’de fetih için planlar yaparken iki selvi ağacı diker.Bu iki ağaç bugün Otağtepe girişinde ve uzaktan bakıldığında şaha kalkmış bir at ve üzerinde bir insan görüntüsü gibi algılanıyor.Yani Fatih Sultan Mehmet Han’ın silüeti gibi..

İstiklal Caddesi:

Beyoğluna inerken oldukça ilginç kareler elde edebilirsiniz. Özellikle insan şelalesini soyutlayarak modelinizi ön plana çıkarabilirsiniz.
Aşağı indikten sonra Tünel ile Karaköy’e inmenizi ve Sirkeci’ye yürümenizi öneririm. Yol boyunca ilginç manzaralar yakalayabilirsiniz.
Ha beyoğlunda Ara Cafe’ye gitmeyi unutmayın. Üst katında üstad Ara Güler’i titanic gibi dev bir şekilde görebilirsiniz. Hatta muhabbet edebilirsiniz.

 

Moda:

Moda'da Gün Batımı

Moda’da Gün Batımı

Tarih kokan sokaklardan sahile inildiğinde sevdalılar sarar etrafınızı. Çimlerin üzerinde oturup size mini bir konser sunan gençler, sarı, kırmızı ve mavinin tüm tonları sunan günbatımı… Moda’ya gitmek için birçok neden vardır anlayacağınız.  Moda’dan geri dönüş sevgiliden ayrılmak gibidir. Son bir kare yakalamak için eliniz deklanşörde hazır bekler.

Moda’ya gidip Barış Manço’nun evini ziyaret etmemek olmaz sanırım… Şarkılarıyla programlarıyla büyüdüğümüz, her programın sonunda Barış Manço Moda 81300 diye aklımıza kazınan adres.  9 Haziran 2010 tarihinde “Barış Manço Moda 81300” adıyla ziyarete açıldı. Adam Olacak Çocuk odası, Şovalye Odası, Yazlık ve Kışlık Bahçesi ve yaptığı resimleri ile Barış Manço’yu birkez daha anmamızı sağlayacak adres.

Gitmeden önce bir Sanal Tur atarsınız belki.

 

Adalar :

Prens Adaları

Prens Adaları

Diğer bir adıyla Prens Adaları…Bizans döneminde Prenslerin sürgüne gönderildiği adalar… Büyükada’da bulunan Aya Yorgi Tepesi ve Aya Yorgi Kilisesi ilçenin görülmesi gereken en önemli yeri.i. Belli günler her dinden insan toplanıp buralarda dilek tutuyor ve dua ediyor. 5 ve 12 km.lik fayton turları bisiklet gezileri Büyükada’da yapılabilecek diğer aktiviteler. Büyükada’da 9 Rum Ortodoks, bir Ermeni, bir Latin Kilisesi ile bir Musevi Sinagogu var. Adada son derece güzel piknik alanları da mevcut.

Aya Yorgi Tepesi’nden marmara denizini izlemek ve fotoğraflamak mükemmel bir zevk. Tepeye çıkmak yorucu olsa da manzarası bütün yorgunluğu alıyor bir anda. Adaların, tarihe tanıklık etmiş evlerini fotoğraflamak ayrı bir güzellik.

 

Pierre Loti / Haliç :

Pierre Loti

Pierre Loti

 

En az bir kez gitmeden olmaz Pierre Loti’ye… Haliç’i oradan fotoğraflamadan bir yanı eksik kalır fotoğrafçının. Yazık ki şimdilerde olabildiğine taş duvar kaplı etrafı… Pierre Loti’nin tam önünde Haliç’in ortasında iki adacık karşılar bizi. Maalesef etrafında biriken çöplerle anılacak hale gelmiş.  Eski adı “Rabia Kadın Kahvehanesi” olan tepe yazarın sık sık gelmesinden sonra ona şükranlarını sunmak için ‘Pierre Loti Kahvesi’ olarak değiştirilmiş.

Yine de gördüğümüz tüm olumsuzluklara rağmen Pierre Loti ihtişamını kaybetmiyor. Aşıklar Tepesi olarak anılması boşa değil. Herşeye rağmen sevgiliyle orada oturup özellikle gün batımını hissetmek bambaşka bir duygudur. Tabii o anları fotoğraflamak gerekmez mi 🙂

 

Eyüp :

Pierre Loti’nin, Eyüp Sultan Camii’nin, Haliç’in, Feshane’nin ve sayısız türbenin ev sahibidir Eyüp. Her adımda ayrı bir fotoğraf karesi yansır gözlerinize.  Ayakkabı boyayan ihtiyar amcaları, tarih kokan sokakları, Pierre Loti’nin manzarası, günabatımı, mimarisi … Fotoğraf çekmek için o kadar çok malzeme vardır ki koca gün nasıl geçti anlamaz insan.

Osmanlı döneminde çok önemli bir yerleşim yeri olan Eyüp’te özellikle Osmanlı’dan kalan pek çok tarihi yapı vardır. Eyüp’te görmenizi önerdiğimiz tarihi yapılar ve önemli mekanlar ; Eyüp Sultan Camii, Eyüp Sultan Türbesi,  Caferpaşa Medresesi, Zalpaşa Camii, Feshane, Pierre Loti Tepesi, Santralistanbul, Göktürk Göleti, Ayvat Bendi…

Eyub Sultan Camii – 3D Görüntü

 

Emirgan :

Emirgan

Emirgan

 

Yılın 4 mevsimi gidilesi, her gidişte farklı bir mekan havası veren yer… Boğazın deniz manzarası eşliğinde yeşilin her tonunda yüksek ağaçların gölgesinde, aileniz veya arkadaşlarınızla tarihi dokuda güzel bir gün geçirmek için Emirgan korusu ve korunun sahibi köşkler sizi bekliyor… 300 dönümlük Emirgan korusunda gezmediğiniz her nokta keşkeler yaratacak aklınızda. Sonbahar’da dökülen yaprakların sararttığı zemin, kışın beyazın verdiği huzur, ilkbaharda lalelerin yaşattığı renk cümbüşü, yazın ağaçların arasından süzülen gün ışığının coşkusu, sincaplar,kuş sesleri ve havuz başında karşımıza çıkan kuğular… Anlayacağınız huzur dolu bir gün geçirmeniz için gereken herşey var Emirgan’da. Size sadece fotoğraf makinanızı yanınızda gezdirmek kalır.Geri kalan herşeyi Emirgan size ikram edecektir.

 

Çamlıca Tepesi :

Deniz seviyesinden 267 m. yüksekliktedir Çamlıca tepesi. Son günlerde adı tepeye yapılacak Camii ile gündeme gelse de eşsiz İstanbul manzarası ile nam salmıştır.Sahip olduğu konum itibariyle İstanbul Boğazı’nın büyük kısmının, Sapphire Seyir Terası gibi gökdelenlerden hariç görülebileceği doğal yükseklik olan Büyük Çamlıca Tepesi, özellikle gelin ve damat adaylarının fotoğraf çektirmeleri için uğrak yeridir.İstanbul’un balkonu olarak adlandırılan Büyük Çamlıca Tepesi’ne ulaşmak taksi veya özel araçlarınızla gitmeniz gerekmektedir. Özel araçlarıyla gidecek olanlar park sorunu yaşayabilirler. Büyük Çamlıca Tepesi’ne herhangi bir otobüs hattı olmadığından toplu taşıma araçlarıyla gelmek isteyenler Çamlıca Durağı’nda inerek 10 dakikalık yürüme mesafesinde olan sağlam yokuşlara sahip tepeye tırmanabilirler.

İstanbul’u kuş bakışı gözlemleme olanağı sunan Çamlıca Tepesi, özellikle yabancı turistlerin de ilgisini çekmektedir. Boğaza ve Marmara Denizi’ne hakim bir konumda yer alan Büyük Çamlıca Tepesi özellikle İstanbul aşıklarının gidip görmesi ve fotoğraf çekmesi gereken yerlerin başında gelmektedir. Temiz havası ve hoş ortamıyla yürüyüş parkurlarında yürüyüş yapabileceğiniz bir yer olan Çamlıca Tepesi’ne özellikle gece çıkmanızı öneririm. İstanbul’un gece saçtığı ışıklara tanık olabilir, harika manzara eşliğinde bir gece geçirebilirsiniz.

İBB’nin turistik kameralarından evinizden de manzaraya canlı olarak eşlik edebilirsiniz. Mevsimi geldiğinde laleler de donatılan Büyük Çamlıca Tepesi, sahip olduğu doğasıyla İstanbul’un en değerli yerlerinden biridir.  İstanbul’un birçok yerinden Anadolu Yakası’na bakıldığında görülen televizyon kule ve antenlerinin dibinde bulunan Büyük Çamlıca Tepesi son günlerde kulelerin ve antenlerin yıkılıp yerine yapılacak İstanbul’un her yerinden görülebilecek cami projesiyle gündemdedir.

Yapılacak olan Çamlıca Tepesi Cami projesiyle birlikte şuan ki gibi mesire yerine sahip olamayacak oluşundan dolayı geç kalmadan özellikle buraya hiç gidememiş olanların görmesi gereken bir yerdir.

Rumelifeneri :

İstanbul’un Anadolu Yakası’ndaki 2 mil uzaklıkta bulunan kardeşi Anadolu Feneri’nden daha büyük ve yolları daha gidilebilir olan Rumeli Feneri, Garipçe Köyü’nün kuzeyinde 1,5 km uzaklığındadır. Yakınında bulunan Koç Üniversitesi öğrencilerinin uğrak yeri olan Rumeli Feneri’nde 2 adet balık restoranı bulunmaktadır.

Rumeli Feneri

Rumeli Feneri

Fiyatları çok uygun olan restoranlarda, Rumeli Feneri her ne kadar balıkçı kasabası olsa da, bir balıkçı kasabasından büyük beklentilerle güzel balık beklense de, ortalama lezzetteki balık bulabileceksiniz. Gitmeden önce beklentiyi yüksek tutmanıza pek gerek yok lezzet açısından. Diğer yerlere fiyat –  lezzet kıyası yapılınca en makul yerdir. Garipçe Köyü’ne uğrayanların buraya da uğramasını tavsiye ederim. İki güzide köye yarımşar gün ayırmanız güzel bir gün geçirmek için yeterlidir. Rumeli Feneri’ne toplu taşıma araçlarıyla gitmek isteyenler Hacıosman metro durağından kalkan Sarıyer’den geçen 150 numaralı İETT otobüsleriyle ulaşabilirler. Başka ulaşım seçeneğiniz yoktur. Rumeli Feneri’ne kendi araçlarıyla gidecek olanlar Sarıyer üzerinden tabelaları takip ederek, Acarlar’dan Rumeli Feneri yoluna saparak, tek şeritli orman yolundan ilerleyerek Koç Üniversitesi’ni geçtikten sonra yolu düz takip ederek Rumeli Feneri’ne ulaşabilirler. Yolda radar kontrolü yapılmaktadır. Yol boş olduğu için sürat yapmamanızı öneririm. Rumeli Feneri’ni Karadeniz’in serin sularının İstanbul Boğazı’na aktığı ilk yerdir. Kayalık olan sahilini Karadeniz’in hırçın dalgaları dövmektedir. Tavsiyem rüzgarlı bir havada sahile inip kayalarda patlayan dalgaların oluşturduğu damlaların üzerinize düşmenize izin vermenizdir. Büyük bir gemi barınağı vardır. Her ne kadar manzarayı biraz kapasa da köye otantik bir ortam görüntüsü vermektedir. Resimde görünen sol tarafı Karadeniz, sağ tarafı İstanbul Boğazı olan kaya kesinlikle yürüyün. Asırlık çınar ağaçlarının bulunduğu Rumeli Feneri’nde Cenevizler’den kalmış bir kale de vardır. Maalesef ülkemizin güzel insanları tarihe gerektiği saygıyı duymadığından biraz bakımsızdır. Rumeli Feneri Kalesi’nin bulunduğu yerden denize girenler olsa da, çok tehlikeli bir denizi vardır. Her yıl birçok kişi maalesef boğularak hayatını kaybetmektedir. Balıkçılığın Rumeli Feneri halkının büyük kısmının geçim kaynağı olup, denizle iç içe olan bir yerde bu kadar boğulma vakalarının görülmesinin nedeni köye dışarıdan gelenlerdir. Fransızların inşa edip zamanında işlettiği Rumeli Feneri’nin ismini aldığı fenere çıkma şansınız yoktur. Fenerin altında türbe de bulunmaktadır. Fenere çıkamasanız da dibinden bile çok geniş görüş açısınız olacaktır. Fotoğraf makinenizin deklanşörünün çok çalışacağı Rumeli Feneri’nde, ilginç sokaklarını dolaşıp, güzel bir manzara karşısında, güzel bir balık keyfi sizin en fazla yarım gününüzü alacaktır. Gezi rotanıza bu güzel köyü de katmanızı tavsiye ederim.

Garipçe :

İstanbul’un Sarıyer ilçesine bağlı 9 köyden biri olan Garipçe Köyü öncelerden pek duyulmasa da son zamanlarda haberleri çıkan yakınlarına yapılacak 3. köprü nedeniyle ünlü olmayı başardı. Ne kadar sonradan ünlü olsa da eskisi gibi yine gariptir, yalnızdır, yalnızlığın simgesidir hala.

Karadeniz’den gelip İstanbul Boğazı’na giren gemiler kornalarıyla selam verip – alıp Garipçe Köyü’ne Marmara Denizi’ne giderler hemen. Oysa bir Kilyos’taki gibi değildir. Kilyos’un sahil kenarı açıklarında boğazdan geçme sırası bekleyen gemiler bulunmaz, gemilere birkaç gün demir  attırarak ev sahipliği edemez. Garipçe Köyü’nde misafir olarak kalabileceğiniz bir pansiyon dahi yoktur. Günümüzde ünlü olsa da kahvaltı yapmak veya balık yemek için güzel yerlerden biri olsa da akşam olduğunda yine garip kalacaktır. Belki bundan dolayı değişilmezdir. Değişmemiştir, popüler kültürün erozyonuna uğramamıştır. Bugünlere değişmeden gelmesi 3. köprü inşa edildiğinde de bozulmayacağının teminatıdır.
Garipçe Köyü’ne toplu taşımayla sadece Hacıosman metro durağından hareket eden Sarıyer üzerinden geçen 150 numaralı İETT otobüsleriyle gidebilirsiniz. Başka herhangi bir seçeneğiniz yoktur. Otobüsle seyahat ederken Sarıyer’in zorlu yokuşlarına maden mahallesi sırtlarına çıktıktan sonra sizi eşsiz bir boğaz manzarası karşılayacak.Ardından Koç Üniversitesi’nin yerleşkesi size ıssız yol boyunca eşlik edecek. Eşlik etmesi bir yere kadar devam edikten sonra o zaman neden Garipçe adına sahip olduğunu anlayacaksınız bu eşsiz hırçın dalgaların burduğu köyün. Koç Üniversitesi’nin kapısını geçtikten 500 m sonra karşılaşacağınız manzaraya bakmak için özel araç kullananlar, yol kenarında park edip izleyebilirler. İstanbul boğazının büyük bir kısmını o noktadan aynı anda görebileceksiniz.
Rumeli Feneri’ne giden yoldan tabelalara bakarak sağa doğru köye döneceksiniz ve köye girdiğiniz vakit sizi köyde plaj kıyafetleriyle gezinmenin yasak olduğu tabelayı görünce değişmemenin, muhafazakarlığın farkında olacaksınız. Garipçe Köyü’nde toplam 1 bakkal, 1 kahve ve 3 tane restoran bulunuyor. Önceden var olan ilkokul öğrenci azlığından dolayı kapatılmıştır. Köy halkı büyük kısmı balıkçılık ve hayvancılıkla geçinmektedir. Son yıllarda turizm de gelir kapısı olmuştur. Köy ahalisi genelde 1900’lü yılların başlarında Trabzon ve çevresinden gelen insanlardır.
Şehrin gürültüsünden kaçıp, doğayla baş başa kalmak istiyorsanız Garipçe Köyü’ne uğramanızı dilerim. Garipçe Köyü’ne gelen birkaç motorsiklet kullanan kişiler motorların ses çıkardığı gerekçesiyle kovalandığını kendi gözümle gördüm. Her zaman bu şirin köyün sessiz kalacağına eminim.
Sizlere tavsiyem toplu taşımayla yada özel araçla gelseniz de köy girişin bulunan mezarlıkta inip köye yaya olarak inmenizdir. Eşsiz manzara karşısında ölüm sessizliğinde, mezarlık yakınında, ayaklarınızın dibinde boğazın hırçın dalgalarının rüzgarı, karşınızda İstanbul’un değerli ormanlarının yeşilliğiyle hoş bir yürüyüş yapacağınıza eminim. Kesinlikle gidilip görülmesi gereken bir yer.
Ağva :
Ağva, İstanbul’un Şile ilçesine bağlı bir tatil beldesidir. Şile’yle arasında 25 kilometre bulunmaktadır. Ortasından Göksu Nehri’nin geçtiği Ağva İstanbul’a da 105 km uzaklıktadır.

Günübirlik veya konaklamalı bir gezi yapabileceğiniz Ağva’da, Göksu nehri boyunca konaklayacak oteller bulunur. Yemyeşil ağaçlar ve nehirde yapılan kano turları, mutluluğunuza mutluluk katar. Göksu Nehri boyunca uzanan otellerin yanı sıra, balık lokantaları da meşhurdur.
Özelliklede kalamar balığının lezzeti uzun süre damaktan kaybolmaz. Karadeniz dalgaları biraz hırçın olsa da dikkat edildiği sürece, denizin keyfini de çıkarabilirsiniz. Ağva’nın eski adı Yeşilçay olarak da bilinmektedir. Rumca iki dere arası anlamına gelen Ağva, tarihi yönlerden de günümüze ışık tutar.
Hitit, Frigya, Rum ve Osmanlı’lara ev sahipliği yapmıştır. Yolda yürürken yerde kalan, kilise kalıntıları ve mezar taşlarına rastlayabilirsiniz. Ağva’nın sahili ince kumdan oluşur. Özelliklede Kilimli sahilinin muhakkak ziyaret edilmesi gerekir. El değmemiş bir güzelliği bulunan Kilimli sahili, incecik kumları ile size sahil boyu yürüyüşün ne kadar zevkli olduğunu gösterir.
Göksu Nehri’nde kano yapıldığı gibi, deniz bisikletine de binebilirsiniz. Nehirde birçok hayvan vardır. Kaplumbağa, kurbağa, çeşitli balıklar. Kendinizi birden çok değişik yerlerde hissedersiniz. Kuşların sizden önce uyanıp, size günaydın demesi de size ayrı bir zevk verir. Ağva’da tatilcilerin bir kısmı, çadırda konaklamayı tercih eder.
Otellerin pahalı olması, bazı tatilcileri çadırda konaklamaya itmiştir. Eskiden sahilinde çadır kurulabilen bir yer olan Ağva, şimdilerde çok nadir yerde, çadır kurma şansı tanır. Uygun fiyatları ile pansiyon konaklaması da çok meşhurdur.
Ziyaretçilerinin çoğunu İstanbul, Kocaeli gibi civar şehirlerden alan Ağva tatil beldesi; yemyeşil ağaçları ve rengiyle ağaçlara eşlik eden Göksu deresiyle size tatmin edici bir kafa dinleme ortamı sağlar.
İstanbul tarafından Ağva’ya toplu taşıma araçlarıyla gitmek için Harem’den seyrek olsa da hareket eden İETT otobüslerini kullanabilirsiniz. Ağva’da Gökyüzünün ve denizinin mavisi ile de kendinizi doğayla iç içe bulursunuz. Ağva tanımlanmasının yanı sıra, görülerek yaşanılması gerekilen bir doğal güzelliktir.

Benzer Yazılar::