Bozcaada Kalesi - Özgürcetatil

Her günü ayrı güzeldir Bozcaada’nın. İlkbahar, yaz, sonbahar yada kış fark etmez her mevsim bir şekilde hayran bırakır kendine.Kurban bayramında 4 günlüğüne kaçtım İstanbul’dan ve rotam doğruca Bozcaada oldu. Uzun sayılacak bir otobüs yolculuğundan sonra sabahın erken saatinde Geyikli iskeleye indim. Günün ilk saatleri güneş kendini yeni gösteriyor, kumsal sapsarı kumlarıyla denizle renk cümbüşü oluşturmuş tüm güzelliğiyle size sunuyor. İskelede ki çay bahçesinde oturup bir yandan çayımı yudumlayıp diğer yandan tertemiz havayı içime çekiyorum. İnsanın ruhu daha Bozcaada’ya adım atmadan huzur buluyor. Bu doyurucu bekleyişin ardından gelen feribotla Bozcaada’ya yaklaşıyoruz. Bizi ilk karşılayan muhteşem heybetiyle Bozcaada Kalesi oluyor.
Rum mahallesinde güzel bir sabah turundan sonra konaklayacağım yer olan Delos Otel‘e doğru yola koyuldum. Otele yerleşince daha durabilmek ne mümkün hemen fotoğraf makinamı elime alıp yollara düştüm.

Özgürcetatil.com - Deribaz

Sokakları, dükkanları, denizi, toprağı…  Ne kadar çekim yaparsa yapsın insan daha da çekesi geliyor. İlk gün sokakları tek tek yürümekle geçmiştir sanırım. Akşam olup çektiğim fotoğraflara baktığımda anladım ne denli uzun bir yürüyüş olduğunu. Gezmek değil o fotoğraflara tek tek bakmak yordu açıkçası 🙂 Çekimler içerisinde gerekli temizliği yaptıktan sonra derin bir uyku zamanı geldi. Planlar hazır, güzergah çizilmiş, telefon ve fotoğraf makinası bataryası şarj edilmiş bir şekilde sabahı bekler oldum. Bir sonra ki gün sabah yürüyüşü esnasında asma ve sarmaşık dallarının birbirine dolandığı bir çardak dikkatimi çekti. Altında rengarenk  deri çeşitleriyle sanatını süsleyen ihtiyar delikanlı Yavuz amca (Yavuz Sağver) ortama ayrı bir hava katmıştı. Sağolsun ağırladı, çay ikramında bulundu hoş sohbetiyle mest etti. Tabi geceden yapılan planda yalan oldu bu sırada 🙂 Adını bu yazıyı yazarken öğrendiğim Dingo’nun Atölyesi’ne girip içeride ki sanat eserlerini de görünce geceden yapılmış plan iyice unutuldu koca günü burada bitirmeyi düşünür oldum…

 

 

Dingo’nun Atölyesinden çıktıktan sonra planı uygulayacak süre çoktan tükenmişti. O kısa sürede yapılacak belki en iyi seçeneklerden birini yaptım.IMGP7261 Rum Mahallesinden sağa doğru uzunca bir yürüyüşe çıktım. Yel değirmenlerini ziyaret edip Don Kişot’laştım. Yel değirmeninin üstüne çıkıp güneşin batışını izlemek harikaydı. Gerçi pek tavsiye edilecek bir durum değil. Hele ki yanınızda el feneri yoksa gün batımından sonra dönüş biraz zor oluyor 🙂 İkinci gün kahvaltıyı yapar yapmaz bisiklet kiralayıp haritayı açtım ve hedefe doğru(Rüzgar Gülleri) yola koyuldum. Tabii hesaba katmadığım bir sorun kendini gösterdi bir süre sonra. Kondisyon 🙁 Ayazma plajına kadar zor gidebildim. Sonraki süreç başımı eğip yenilgiyi kabullenmekle geçti tabi. Ayazma’da kısa bir deniz keyfinin ardından ortamın ambiyansından mıdır nedir, ters çevrilmiş bir sandalın üstüne oturmuş, ayağımı kumsala gömmüş kitap okurken buldum kendimi… Ayrılma vaktinin geldiğin başıma birkaç yağmur damlası isabet edince anladım. Dönüş yolunda Ayazma Manastırı’na uğrayıp fotoğrafladıktan sonra Ayazma çeşmesinden su içerek efsaneye göre Bozcaadalı olmaya da hak kazandım. Koca çınar ağacını, çeşmeyi ve şapeli gördükten sonra aralıkla atıştıran bir kaç yağmur damlasının şiddetlenme korkusunun da etkisiyle hızlıca Bozcaada’ya dönüverdim. Bisikleti teslim ettiğim anda bardaktan boşalırcasına yağan ve bitmek bilmeyen yağmur bu güzel günün üstüne bal kaymak oldu.

 

Üçüncü gün ilk iş Bozcaada girişinde bizi karşılayan Bozcaada kalesini gezmek oldu. Kaleyi gezip fotoğrafladıktan sonra bir önceki gün bisikletleRüzgar Gülü - Gün Batımı - Özgürce Tatil gitmeyi planladığım fakat başaramadığım Rüzgar güllerine bu sefer minibüsle gitmek için beklemeye koyuldum. Biraz geçte olsa rüzgar güllerine ulaşıp gün batımını çekmek üzere fotoğraf makinemi tripodumla sabitledim ve bu güzel bekleyişi şarabımı yudumlayarak süsledim 🙂 Gün batımı çekimleri ve şarap keyfi bittikten sonra dönüşe geçildi. Bu kadar ziyaretçisi olan rüzgar güllerine giden yolların bu denli kötü olması günün tek üzücü yanıydı.

Dördüncü gün dönüş günüydü. Ayrılık vakti gelmek üzereydi. Herkesin gördüğü yerleri görmek güzeldi ama gidilmeyen yerlere gitmek duygusu ağır basıyordu hala. Feribot saatine kadar bu duygunun beni sürüklemesine izin verdim ve değirmenleri geçip Göztepe’nin arka kısmında ki el değmemiş kumsallara doğru yol aldım. Yol yok, insan yok, ev yok, sadece dikenli yabani otların karşıladığı bir doğadaydım artık. Zor ve diken yaralarıyla dolu bir yürüyüş sonunda kumsala ulaştım ve Bozcaada’da ki son anları olabilecek en güzel şekilde geçirmenin doyumsuz tadıyla zamanı tükettim. Feribota ulaşıp dönüşe geçince bir hüzündür çöküverdi. Orada yaşayan insanlar ne kadar şanslı olduklarının farkında mıdır acaba?
Bir daha ki sefere kadar kadar hoşçakal Bozcaada.

Benzer Yazılar::